|
1953 Ekiminde İstanbul'da doğdum. İlkokulu Malkara, ortaokul ve liseyi Çorlu'da okudum. 1975 yılında İstanbul Eczacılık Yüksekokulu'nu bitirdim. Muhtelif yerlerde eczane sorumlu müdürlüğü ve hastahane eczacılığı yaptım. 1982 yılından beri de Silivri'nin güzel beldesi Gümüşyaka'da mesleğimi sürdürüyorum. 1965 yılından bu yana Çorlu'da ikamet ediyorum. 26 yıllık evli ve iki erkek çocuk babasıyım.
Çocukluğumdan beri el işlerinden, bozuk bir aletin onarımı ile uğraşmaktan büyük zevk almışımdır. Çalışmayan bir ütünün rezistansını değiştirip kullanılır duruma getirmek, bisikletimin kopan zincirini tel ile bağlamak, fren ayarlarını yapabilmek, küçük çıta parçalarını yontup birleştirerek çeşitli oyuncaklar üretmek hep mutlu etmiştir beni. Ustalık gerektiren işlerde daima iyi bir gözlemci oldum. Bir ayakkabı tamircisini, marangozu, tornacıyı, duvarcı ustasını, hatta çakmak gazı dolduran işportacıyı izlemekten tarifsiz haz alırdım. Ayrıntılara dikkat edilirse, insanın kendi uğraş alanı dışındaki birçok işi pekala başarabileceğimi gördüm. İşyerimin duvar kağıtlarını kaplamak, yağlıboya işlerini yapmak, elektronik dışında onarım işlerinin birçoğunun üstesinden gelmek, verdiği zevkin yanında sanırım yaşamım boyunca hatırı sayılır bir tasarruf da sağlamıştır.
Çocuklarım ilkokul çağındayken onları oyalamak amacıyla bir tatil gününde yapımına başladığım tamamen uydurma ölçü ve biçimdeki kayıktan kısaca bahsetmek isterim. Bir mukavvadan gelişigüzel kesilmiş parçaları yapıştırıp kaba bir kayık biçimi verdikten sonra üzerine kibrit çöplerini sıralayıp uhuyla tutturmuş, kuruyunca zımparalayıp verniklemiş, daha sonra içine minik bir ampul koyup aydınlatmasını da sağlamıştım. Çocuklarımın çok ilgisini çeken bu basit oyuncak onları günlerce oyalamış üstelik pek de şirin olmuştu.
Aradan yıllar geçtikten sonra bir pazar gününde Discovery Channel'ı izlerken gördüğüm bir korsan gemisi bu anımı tazeledi. “Neden olmasın “ diyerek; zımpara, yapışkan, bolca kibrit, karton, makas vs. teminiyle tekrar başladım. Ancak bu defaki daha büyük ve donanımlı bir gemi olmalıydı. Oldu da. İki buçuk ay süren bir çalışma sonucu on üç bin adet kibrit çubuğu ile seksen santim uzunluğunda, üç katlı tamamen kendine özgü bir gemi inşa etmiştim. Pervanesi pille çalışıyor, çıpaları mekanik bir düzenek yardımı ile inip çıkıyor, iç bölmeleri ve kaptan köşkü küçük ampuller yardımıyla ışıl ışıl aydınlanıyordu. Bu kez olayı biraz abartmış, güverte altına minik bir radyo da gizlemiştim. Artık gemim müzik yayını bile yapıyordu.
Görenlerin teşviği ile bir de iki katlı tarihi ev inşa ettim. O da aynı sürede ve aşağı yukarı aynı miktar kibritle tamamlanmıştı. Bir adaptöre bağlı tam otuzaltı adet küçük ampulle aydınlanıyordu. Bahçesinde çiçekler, banklar, salıncak, hatta havuzu bile mevcuttu. Kartondan kesip eğim verdiğim, sonra kırmızıya boyayarak kiremit haline getirdiğim iki bin beşyüz adet parçacığı çatısına işlemek bile günlerimi almıştı. Ancak evi bitirdiğimde aldığım zevki ve duyduğum inanılmaz mutluluğu anlatamam. Çevremden işittiğim beğeni sözcüklerinin içtenliğinden de emindim. Devam etmeliydim.
Hobimi geliştirmeye ve bu alandaki bilgi ve görgümü artırmaya internetten araştırma yaparak başladım. Maketçiliğin bu denli ciddi bir iş olduğunu düşünmemiştim. Dernekleri bile vardı, uluslararası yarışmaları oluyordu. Bu işe yıllarını vermiş ustalardan Hüseyin Topçuoğlu ile Bodrum'daki evinde tanıştım. Bana bu konu hakkında saatlerce bilgi verdi. Atölyesine hayran olmamak mümkün değildi. Binlerce gemi modelinden oluşan arşivini görmek ve titiz çalışmalarını izlemek heyecanımı daha da artırdı. Kendisinden üç defa muhtelif gemilere ait plan ve malzemeler aldım. Sıkıştıkça telefonla bilgisine başvurdum. Sayın Topçuoğlu'na şükran borçluyum. Daha sonra on altı yıllık muhasebecilik mesleğini noktalayıp, maket hobisini yeni mesleği haline dönüştüren, büyük yardım ve katkılarını gördüğüm sayın Mehmet Salihoğlu ile tanıştım. Atölyesi son derece muntazam ve güzeldi. İçinden hiç çıkasım gelmemişti. Kendisiyle güzel bir diyalog ve arkadaşlık kurduk. Sık sık telefonla bilgi aldığım ve malzeme temin ettiğim sayın Salihoğlu'na da çok teşekkür ederim. Herkesin “usta” diye andığı Mehmet Özkasım hocayla henüz tanışmadım ama eserlerini ve yayınlarını yakından izliyorum. Bu arada internetten ismen tanıdığım tüm maket ustalarını da saygı ile anmak istiyorum. Eserlerini inceledikçe bilgi ve heyecanımın arttığını belirtmeliyim.
Halen gemi maketi çalışmalarım sürüyor. Yaptıklarımdan her geçen gün daha büyük haz duyuyorum. Edindiğim bu hobinin gelip geçici bir heves olmadığına inandığım için evimin bir odasını atölye haline getirdim. Mevcut tüm malzemelerimi titizlikle sıralayıp yerleştirerek oldukça güzel bir hobi köşesi oluşturdum. Bu iş için gerekli birçok aleti zaman içinde araştırıp temin ettim. Ayrıca minik bir torna cihazı edindim. Onun sayesinde elde yapılması mümkün olmayan birçok işlemi gerçekleştirebiliyorum. Bütün bu aşamalarda hoşgörü ve desteğini esirgemeyen sevgili eşime, her türlü katkılarından dolayı çocuklarım Mahir ve Murat'a da teşekkür ederim.
Sözlerimi bu veya bu türden hobileri herkese önererek noktalamak istiyorum. İnsanı bu kadar dinlendiren, stresten arındıran, yaratıcılığı geliştiren, boş zamanı üreterek değerlendirmeyi sağlayan böylesine güzel uğraşlar hiç önerilmez mi ?
Tüm meraklılara hiç vakit kaybetmeden başlamaları dileğiyle. |